Karanlık Enerji Nedir ve Evreni Nasıl Genişletiyor?

Yüzyıllar boyunca gece gökyüzüne bakıp evrenin statik, durgun ve değişmez bir yer olduğunu düşündük. Ancak 1920’lerde Edwin Hubble’ın galaksilerin bizden uzaklaştığını keşfetmesiyle evrenin aslında sürekli genişlediğini öğrendik.

​Bilim insanları bu keşiften sonra mantıklı bir varsayımda bulundular: Büyük Patlama’nın (Big Bang) yarattığı itme gücüyle evren genişliyordu, ancak içindeki trilyonlarca galaksinin devasa kütleçekimi sayesinde bu genişleme zamanla yavaşlamalıydı. Tıpkı havaya fırlattığınız bir topun yerçekimi yüzünden yavaşlayıp eninde sonunda durması gibi.

​Ancak 1998 yılında, uzak süpernovaları (patlayan yıldızlar) inceleyen iki bağımsız astronomi ekibi, bilim dünyasını şoke eden bir gerçeği ortaya çıkardı: Evrenin genişlemesi yavaşlamıyordu; tam tersine, giderek hızlanarak genişliyordu! Frene basması beklenen evrensel araç, aniden gaza basmıştı.

​İşte evrenin gaza basmasını sağlayan, kütleçekimini yenerek her şeyi birbirinden hızla uzaklaştıran bu gizemli itici güce “Karanlık Enerji” adını veriyoruz.

Neden “Karanlık” Diyoruz?

​Karanlık enerjinin “karanlık” olmasının sebebi, siyah renkte olması veya ışığı yutması değildir. Buradaki karanlık kelimesi “bilinmezliği” temsil eder. Karanlık enerjiyi göremiyoruz, dokunamıyoruz, laboratuvar ortamında ölçemiyoruz ve onun gerçekte neyden oluştuğunu henüz bilmiyoruz. Varlığını, sadece evren üzerindeki devasa etkilerine bakarak kanıtlayabiliyoruz. O, cehaletimizi örtmek için kullandığımız havalı bir şemsiye terimdir.

​Kozmik Halat Çekme Yarışı

​Evrenin kaderini belirleyen görünmez bir halat çekme yarışı vardır. Bu yarışın iki rakibi şunlardır:

​Kütleçekimi (Madde ve Karanlık Madde): Evrendeki her şeyi birbirine doğru çeker ve evreni küçültmeye çalışır.

​Karanlık Enerji: Uzayı dışa doğru iter ve her şeyi birbirinden uzaklaştırmaya çalışır.

​Büyük Patlama’dan sonraki ilk 9 milyar yıl boyunca, evren daha küçük ve yoğun olduğu için kütleçekimi daha baskındı ve genişlemeyi yavaşlatıyordu. Ancak evren belli bir büyüklüğe ulaştığında, madde seyrelmeye başladı ve kütleçekimi zayıfladı. Yaklaşık 5 milyar yıl önce halat çekme yarışının galibi değişti. Karanlık enerji direksiyona geçti ve evreni hızla yırtarcasına büyütmeye başladı.

​Karanlık Enerji Evreni Nasıl Genişletiyor?

​Karanlık enerjinin nasıl çalıştığına dair en güçlü teori, Albert Einstein’ın yıllar önce ortaya atıp sonra “en büyük hatam” diyerek vazgeçtiği “Kozmolojik Sabit” fikrine dayanır.

​Bu teoriye göre boş uzay, aslında “hiçlik” değildir. Uzayın kendi başına bir enerjisi vardır. Karanlık enerji, doğrudan uzayın dokusuna (vakuma) ait bir özelliktir.

​İşin en ürkütücü ve büyüleyici kısmı şudur: Evren genişledikçe daha fazla boş uzay ortaya çıkar. Uzay miktarı arttıkça, o uzayın sahip olduğu karanlık enerji miktarı da artar. Karanlık enerji arttıkça, evreni daha da büyük bir güçle dışa doğru iter. Bu, kendi kendini besleyen ve sürekli hızlanan bir döngüdür.

​Galaksiler uzayın içinde hareket ederek birbirinden uzaklaşmazlar; galaksilerin arasındaki uzayın bizzat kendisi çoğalarak onları birbirinden koparır.

​Evrenin İçerik Pastası: Biz Aslında Bir Hiçiz

​Karanlık enerjiyi anlamak, kozmostaki yerimiz hakkında bize sarsıcı bir ders verir. Eğer evrendeki her şeyi (tüm maddeyi ve enerjiyi) devasa bir pasta grafiği yaparsak ortaya şu tablo çıkar:

~​%68 Karanlık Enerji: Evreni hızla genişleten gizemli güç.

~​%27 Karanlık Madde: Galaksileri bir arada tutan, göremediğimiz gizemli kütle.

​~%5 Normal Madde: Dünya, yıldızlar, gezegenler, ağaçlar, hayvanlar ve biz!

​Evet, insanlık olarak bildiğimiz, gördüğümüz ve üzerine binlerce yıllık bilim inşa ettiğimiz her şey evrenin sadece %5’ini oluşturuyor. Geri kalan %95’lik kısım dev bir bilinmezlik denizidir.

​Gelecekte Bizi Ne Bekliyor?

​Karanlık enerjinin bu amansız itiş gücü devam ederse, evreni hüzünlü bir son olan “Büyük Donma” (Big Freeze) veya “Büyük Yırtılma” (Big Rip) bekliyor demektir. Milyarlarca yıl sonra galaksiler birbirini göremeyecek kadar uzaklaşacak, yeni yıldızların oluşması için gereken gaz bulutları dağılacak, en son yıldızlar da sönerek evren karanlık, soğuk ve uçsuz bucaksız bir yalnızlığa gömülecektir.

​Karanlık enerji, bugün fizikteki en derin çözülmemiş problemdir. Belki de yeni nesil bir Einstein ortaya çıkıp kütleçekimi teorimizi tamamen değiştirecek veya karanlık enerjinin doğasını laboratuvarda çözecektir. O zamana kadar, evrenin karanlık tarafı gizemini korumaya devam ediyor.